Abi.

Hayattaki en büyük korkusu, sevdiği kadar sevilmemek olan insanlar tanıyorum. Onlardan biri değilim.

İzmir’de havanın kuru esen rüzgarıyla, birkaç kat daha soğuduğu bir gece olduğunu hatırlıyorum. Ekonomi bölümünün orta üstü sayılabilecek not ortalamasına sahip, her derse bir küfürle girip iki küfürle çıkan, iki bölüm bitirme sorumluluğu olup, mezun olması gerektiği için hafta sonları projelerini tamamlayan ve tek hayali yazar olmak olan, 21 yaşında bir genç kızdım. Kalemime güveniyordum ve o geceye kadar hayal kurabiliyordum.

3 Aralık, 2011. Cumartesi. Havayı tarif etmiştim. Hafta sonuydu ve tamamlamam gereken projeler vardı. Benim bir abim var. Dalyan gibi bir delikanlı ve bana aşık. Çeşme’deki evimize gideceğini söyledi, ona eşlik etmek istedim kadro şahaneydi ve rakıyı abim ısmarlayacaktı. Parça parça hatırladığım cümlelerden biri, içinde sıkıntı olduğu ve beni götürmeyeceği oldu. Kızdım. Annemle birlikte İzmir’deki evimizde kaldık, babam İstanbul’daydı. Sorumluluğumu yerine getirmektense kestane yiyip, film izlediğimi hatırlıyorum. 21 yaşındaydım, kendimi bildim bileli tek başıma uyurum. O gece, annemin dileği üzerine onunla uyudum.

….

Saat 03:51.. Telefonum melodisinin dışında bir acıyla çalıyor. Size de olur mu o? Melodi aynı, telefon aynı.. Teknolojiyle batıl inancı sentezlemek mi bilmem? Bilinen bütün batıllara inanmışlığım var. Abim arıyor.. Telefonumda “Dünya Yakışıklısı” diye kayıtlı… Dedim ki sarhoş, şarkı dinletecek.

“Merve, yanıyoruz.”

-Abi, az içseydin iyiydi.

“Merve, abim, evde yangın çıktı. Biz ölüyoruz, hakkınızı helal edin.”

Şuanda yazarken gözlerimden alevler damlıyor. İnsanın evi yanar mı? İnsanın canın canı yanar mı? Arayıp helallik ister mi? Bu bizim başımıza gelmez. Gelmemeli. Kalbimin ortasından kızgın yağlar devrildi. Annem çığlık atıyor. Babam burada değil. Abim, aramızdan ayrılıyor ve bana aşık.

” Merve, yangın çıktı evde. Biz ölüyoruz. Söndüremiyorlar evi.. İçeride mahsur kaldılar, sırtlayıp çıkardım ama ölüyorlar. Merve, hakkını helal et abim. ”

….

– Geliyoruz. Sana bir şey olmayacak, bana aşıksın. Abi.. Abi..

Bir telefon daha..

“Oğlunuz mu aradı bilmiyorum. Evinizdeyiz, içerdekilerin hayati riskleri çok yüksek, inşallah yetişirsiniz.” – İtfaiye eri.

Apar topar nasıl oldu ne olduğunu hiçbir şekilde hatırlamadığım halde yola çıktık. İzmir’i sevmiyorum. Poligon’da metro çalışması var ve uçsuz bir çukur. Biz senelerce onun etrafından geçtik. Yolu birden sağa veriyordu, ve bizim gözümüz ağlamaktan yolu görmüyordu.

Arabada; dayım, annem ve bendik. Yol birden sağa dönüyordu ve ağlamaktan görmüyorduk. Çukura girdik, kaza yaptık. Saat, 04:10 civarı.

Avazımın çıktığı kadar çığlık attığımı biliyorum. Bize yardım edecek bir Allah’ın kulu yok. Canımın canı alevlerin içinde. Yanına gidemiyoruz. Değil İzmir’in, dünyadaki tüm mülklerin tapusu bizim olsa nafile. Çığlık atıyorum, deli gibi. Çokta hatırlamıyorum. O kaza ile biz ne kadar yara aldık hatırlamıyorum, kulağım kanıyordu, gerisini hatırlamıyorum. Bak işte bu çaresizlik, parayla ve güçle üstesinden gelinemeyecek bir şey. Kimi insanlar, bunların her şeyi çözebileceğini öne sürüyor, bilsinler isterim. Ondan daha çaresiz bir an yaşamadım. Bir telefon daha..

“Evde kaç kişi olmalı?”
-Beş. Beş kişiler. Biri abim, ikisi kuzenim. Beş kişiler.
“Uzun boylu çocuk bağırıyor, Merve içeride diye. Ateşe atıyor kendini, içeride başka kimse var mı?”
-Hayır yok, Merve benim. Hayır, hayır geliyorum.

“Merve’nin ödevi var, üst katta ders yapıyor” diyip, içeri atmış kendini. Telefonda benimle konuştukça şoka girmiş, içerideyim sanmış. En çok yarayı o zaman almış. Nefes borusu yandı.

Sonrasında nasıl gittiğimizi, o yolun nasıl geçtiğini, ağlamaktan yazamayacağım.

Siteye girdik. Çalışır arabadan attığımı biliyorum kendimi, Abi..?

– Nerdesin? Sana geldim, nerdesin?

– Abi. Üstünde gömlek varmış, yakasının bir parçası omzunda duruyor. Her yeri yanmış, is içinde, kapkara. Gözleri kan çanağı, bayılmak üzere, karbonmonoksitten çok zehirlenmiş.

Sarıldık.
Sarıldık.
Sarıldık.

Kuzenlerim ve iki arkadaşları, hastaneye kaldırılmış, hayatları riskli. Tutunmaları gerek.

Abim bahçede, bizi bekliyor.
Bilinci yerinde yok.
Evimiz, yok.

Hastaneye gittik.
Başımı kalbinin üstüne yasladım. Her nefesine bin şükür ettim. Bilinci kapandı, tansiyonu düşüyor, doktorlar bağırıyor. Diğerleri, daha ağır.

İzmir’e sevk edildiler. Abim nefes alıyor, ve hala bana aşık.

İzmir’deki hastaneye geldikten saatler sonra, arabanın hala çukurda bulunduğunu hatırladık. Umrumuzda mıydı? Hayır. Babam… Babama haber vermek gerekiyordu ve uçağa binemez. Arabayla gelecek. Korkmamalı… Hız yapmamalı…

” Sitedeki bekçi yangın diyor… Ne.. Neler.. Hüseyin? ”
– Hayır baba, mangaldan bahçedeki masa tutuşmuş. Sen ne zaman geliyorsun? Artık gelsen..

Babam, karada uçarak yetişti. Gördüğü manzarayla yıkıldı. Pekte bir şey hatırlamıyorum.

Sonrasında yeni dualar buldum, bulduk. Abim yaşıyor, nefes alıyor ve bana aşık. Evimizin üst katındaki camlarda ferforje var. Yangın alt katın merdivenlerinin önünde, yukarıdan aşağıya inemediler ve camları kırdılarsa da, önlerine demir ferforjeler çıktı. Can havliyle sinir krizi geçirdiler. Abim kendini ıslatıp ıslatıp, yukarıdaki herkesi sırtında bahçeye çıkardı. Ağlamayı bitirirsem, buraya tekrar döneceğim.

Abim, en kısa sürede iyileşen oldu. Fiziksel olarak yaralarını, ona dokunarak sardım, çünkü bana aşık. Biz sarılınca birbirimizi iyileştirebiliriz. Ailemiz ve arkadaşlarımız, aile dostlarımız seferber oldu.

Haberi aldıktan 4 saat sonra yurt dışından gelen arkadaşlarım var. Bizimle bir hastanede sabahlayan, çay getiren, yemek getiren. Evimizde oturup, Yasin okuyan arkadaşlarımın anneleri var, bir arkadaşım abimin iyileşmesi için Kilise’de pazar günü ibadet eden insanlardan bizim için dua etmelerini istedi. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?

Abim iyileşiyordu, ona nazaran daha yavaş olsa da diğerleri de öyle. Yemek yemeyi unuttuğum günler biliyorum, saçlarımın bir haftada yarısının döküldüğünü hatırlıyorum, her yerimde zona çıktığı için oturamadığımı ve yatamadığımı. Ailemdeki herkes, perişan ve bir arada. İnsan kendini düşünmüyor. Yemin ederim, bir bedenimin olduğunu ve bir can taşıdığımı unutmuştum.

Abim sarıldıkça, iyileşiyor, iyileştikçe bana aşık olduğunu hatırlıyordu. Bir de okulum vardı sahi? İki ay okula gitmedim, Allah bana o günlerde yardımcı olan iki hocamdan ve onları yetiştiren anne babalarından razı olsun. Arkadaşlarımın desteğiyle, o sene, üç yılda yapmadığım kadar iyi bir ortalama yaptım.

Abim iyileşti, alev ve ateş görmeye dayanamıyordu. O evdeyken, ocağı açmıyorduk, yangın haberlerini asla dinlemiyor ve doğum günü kutlamalarında mum üflemiyorduk. Kalabalık ve güçlü bir aileydik. Harika arkadaşlarım vardı. Güçlü anne ve babam vardı. Ve abim, o da bana aşık.

Bu sırada malımızın mülkümüzün hesabını yapanlar olmadı mı? Oldu. İnanın, başlarına bin bir dert geldi sonrasında. Keşke öyle olmasa. Keşke kalplerini bozmasalar. Ama güzel şeylerde oldu. Arkadaşlarım var, kardeşlerim var. Tökezlememe bile izin vermeden beni kaldırdılar. Bu yaz, evimiz yenilendi. İki yıl Çeşme’ye gitmedim. Ağlama krizi geçiriyordum, her şey gözümde canlanıyordu, şimdi geçti. Abim var zaten, elimi tutunca geçer ve bana aşık.

Mezuniyet günü, insanın ömründeki sayılı güzel günlerden biri. Yüzlerce öğrenci içinde, ağlaması hiç geçmeyen sadece ben vardım. O diplomayı, abim için almıştım. Ağlaya ağlaya sahneye çıktım, ağlayarak kep attım. Diplomamı alırken amfiden “Aslanım!” diye bağırdı.

Aslanım! çok ağlıyorum.

Hep bir yazar olmak istedim. Doğru mu yalan mı bilmem, insanlar kalemimi seviyor. Birkaç arkadaşımın düğün davetiyesine paragraf yazmışlığım var, ses getirmişti. Birkaç arkadaşımın evlilik teklifleri için ezberleyeceği sözleri yazmışlığım var, şimdi iki çiftte çok mutlu. Bir kitabım olacaktı, adı “Mis.” 264 sayfası hazırdı, ezberimde çok çok az sayfa var. Yedekleri yok. Bize bir şey olmazdı çünkü. Yandı o da. Olsun, abim var, abim sağ ve bana aşık.

Ona hiçbir zaman bir erkek kardeşi aratmadım. İyi bir atari partneri, çorabın top, koltuğun kale yapıldığı günlerde iyi bir kaleci, iyi bir muzlu süt yarışçısı ve sonradan esaslı bir rakı içer oldum. Aslanım! diyecek. Tabi ki öyle… ve bana aşık.

Mezuniyet fotoğraflarımın tamamında gözlerim yaşlı ve ağlıyorum. Şimdide yorganı ısırarak yazıyorum ama o konu derin.

Abim şimdi çok sağlıklı, hamd olsun, şükürler olsun. Evlendi, nikah şahidi ben oldum. Ümit Besen’in şarkısı yalan senaryo değil yani, bir de hala oldum. Pembe bir lokumun halası…

Söylemiştim. Hayattaki en büyük korkusu, sevdiği kadar sevilmemek olan insanlar tanıyorum. Onlardan biri değilim.
Hiçbir zaman o kadar aptal olmadım.

Her kim ki küçük şeyler yüzünden ters düz oluyorsa, henüz büyümemiş ve arınmamış.
Aciz.
Her kim ki bir kez hayal kırıklığı yaşamanın en büyük dert olduğunu sanıyorsa, başka cehennem aramasın.
Hayat, nazınızı o kadar çekmeye meyilli değil.
Hayat, küçücük sorunlarla günlerce perişan olunacak bir yer değil, daha büyüğüyle sınanırsınız.

Sevilmeye hiç aç kalmadım.
Sevilmenin nasıl bir his olduğunu çok iyi biliyorum.
Koşulsuz ve vazgeçilmeden sevilmenin.

Beni çok seven bir adam var.
Sevdiğim kadar sevildiğimi çok iyi biliyorum.
Çok yakışıklı ve de bana aşık.

Sevgiler,
M.
vintage_typewriter_avatar_by_kezzi_rose-d7efq5r

4 thoughts on “Abi.

  1. Çıldırmak için ne kadar güzel bir pazartesi diye düşünüyordum bu yazıyı okumadan on dakika önce… Yazıyı okumadan beş dakika önce de, Japonyada seyyar satıcı olsaydım, avukat olacağıma diye düşünmüştüm. Sonra derin bir nefes alıp, yanına bir de kahve söyledim. Pes etmek üstümde bir kaç numara büyük durur, yakıştıram kendime ezelden. Sonra ne sordum da Google .amcaya, bu sayfaya yolum düştü. Unuttum. Ama çok sevdim yazılarınızı… Hele ki bu yazı, yüreğimden kaç gözyaşı söküldü bilseniz. Yüreğinize sağlık… Teşekkürler.

    • Ellerini gözlerine götürüp, utanan bir maymun vardır, bilirsiniz.
      Ben yorumunuzu okuyunca tam da öyle oldum.

      Ben teşekkür ederim, vakit ayırmanız beni çok mutlu etti.
      Kocaman sevgiler ve Mutlu Haftalar,
      Kalp.
      Merve

  2. Avukat Hanım’ın dediği gibi ben buraya nerden gelmiştim dedim bir anda. Sonra hatırladım ; az önce bir büyük abim “Bugün 21 Haziran abiler günüymüş Ali abimizi (en büyüğümüz) arayıp sırayla gününü kutlayalım” mesaji ” atmış whatsapp aile grubuna. Aa iyiymis ama var mı gerçekten böyle bir gün diye arama yapınca da bu güzel ve içten siteye ulaştım ve bir çırpıda sıkılmadan zevkle okudum. Elinize kaleminize sağlık.

Benimle fikrini paylaş