Ask bedensizdir

Ask bedensizdir … Hayatımın en zorlu yazılarından biri olacak.
Şimdi kendimi, yaşıtım sayılabilecek bir kızın yerine koyacağım, yapabilirsem empati kuracağım ve yaşadıklarını anlatmaya çalışacağım.
İsim yok.
Adres yok ve meslek yok.
Anlatabilirsem anlatacağım.
Saatlerdir bilgisayar başında oturuyorum.
Birkaç duble rakı içtim, henüz hikayeye başlayacak tek bir kelime seçemedim.

~

Aşkı yaşamak mı zor, anlatmak mı? Bilmiyorum.
Her zaman iyi bir aşk hikayesine sahip olmanın, iyi bir ilişkiye sahip olmaktan daha geçerli olduğunu savundum.
Bu gece ilk kez düşünüyorum: Hangi hikayeye aşk denir?

Üniversite öğrencisi bir kız. Hayallerinin peşinden gidip, bir bölüme yerleşiyor. Gıpta ile baktığım, sanatın en kutsal dalı varsaydığım mesleklerden birine sahip olacak, kendini eğitiyor, yetiştiriyor. Gencecik, güzel, sakin bir kız… Yalnız değil ama tek başına bir kız. İkisi arasındaki farkı biliyor musun? Anlatmayacağım.

Üniversite öğrencisi bir çocuk. Hayallerinin peşinden gidip bir bölüme yerleşiyor. Gıpta ile baktığım, sanatın en kutsal dalı varsaydığım mesleklerden birine sahip olacak, kendini eğitiyor, yetiştiriyor. Gencecik, yakışıklı, hızlı bir çocuk. Kalabalıklar içinde ve yalnız bir çocuk. İkisi arasındaki farkı biliyor musun? Anlatmayacağım.

Her ikisi de, bedenleri ile var olabilecekleri bir mesleğe adamış hayatlarını. Eğitim aldıkları yerde tanışmışlar, alışmışlar ve aşk çıkagelmiş.

“Günü gecesinden, gecesi gündüzünden uzak.”

Zaman kavramını yitirmişler. Yaşadıkları şehir onları konuşuyor sanmışlar, var olmaya başlamışlar, “bir” olmaya başlamışlar. İkisi arasındaki farkı biliyor musun? Anlatmayacağım.

Kısa zamanda beyin, kontrolü kalbe devretmiş. Hangisinde dersin? İkisinde de olabilir, ikisinde de biraz biraz. Birisinde daha fazla. Hangisinde olduğunu, anlatmayacağım.

” İliklerime kadar aşık oldum.” diyor biri. Hatta anlatamıyor. Karşımda aşkı dile dökemeyen, sözleri tüketen, cümle kuramayan birini görürsem, ona inanırım. Aşk, tanımlanamaz. İki insan arasında, iki hayat, iki beden, iki kalp, iki ruh ve iki karakter. Karşılıklı davranışlarla büyüdüğünü düşüyorsun… Aşk böyle… Küçük şeyleri görüyorsun önce… Bir bakış, bir gülüş, minicik bir jest… Sonra diyorsun ki bu küçük adımlar, beni yer çekimini inkar etmeye mecbur bırakıyor… Kim bilir bu aşk büyüdükçe nasıl hissedeceğim? Aşkı büyütmeye karar veriyorsun, hata burada başlıyor. Bir çiçek değil, bir balon değil… Böyle bir çabaya ihtiyacı yok, ilk başta anlamıyorsun. Bir şarkının nakaratında aşka rastlıyorsun, aptallaşıyor ve büyük fedakarlıklar yapıyorsun: Sonra kendi hayatında dahil birkaç hayat mahvoluyor.

~

Daha fazla ayrı kalamayana dek, bir geçirmek istiyorlar günlerini. Aşkın gözü kör değil, aşkın gözü açık. Bedenin ardındakini görebilmiş olmalı diye düşünüyorum yazarken. Bir ev seçiyorlar, yerleşiyorlar, hayal kuruyorlar, biri hayalleri gerçek sanıyor.

Bir gün birinin merakı, eceli oluyor. Diğerinin telefonunu kurcalıyor, ihaneti görüyor, hesap soruyor, gençliğini tüketiyor, bir gecede yaşlanıyor. Şimdi ya her şey yeniden başlayacak ya da her şeyi görmezden gelecek. Düşünebiliyor mu o günlerde? Sanmıyorum. Neyi nasılı, cesareti, ihaneti, kabullenişi, terk edişi, korkaklığı, aşkı ve ten çekimini görmezden gelecek.

“Affettim, gitmiştim ama geri döndüm çünkü onsuz bir dakikaya tahammül edemiyordum. Biliyorum yanlıştı, biliyorum gurursuzluk ettim. Aşk böyle bir şey, hiç aşık oldun mu?” diyor.
Cevap vermiyorum.
” Ne kadar ağladığımı anlatamam… Buruşturulup atılmış bir kağıda dönmüştüm. “ diyor…

” Dünyaya gelirken de ağlamıştın, aşkı tattın, Hoş Geldin.”

…diyorum. Tanımadığım birini kucaklayıp, sarılmak istiyorum.

~

” Onsuz mutlu olmaktansa, onunla mutsuz olmayı tercih ettim. “

~

Ve bir yaz gecesi, şu dizeleri karalıyor: “Artık çok ağır geliyor, kaldıramıyorum. Aklımdan çıkaramıyorum, gözümün önünden gitmiyor. Düşünmediğim bir an bile yok, çok ağır, çok acı. Sarılıp yatarken bile aklımda ve hiçbir şey diyemiyorum. Ben bunları yiyip, yutup geri geldim zaten: sus!… Herkes, konuyu bilmeyenlerde dahil ‘Hiç kimse, hiçbir şey senden ve sağlığından, ailenden önemli değil’ diye teselli veriyor durup dururken. Yüzümden anlaşılıyor herhalde? Seni bırakabilmeyi çok isterdim gerçekten. Seninle ilgili tek hayalim, senden kurtulmuşum… Kafamdan atmışım… Hayatıma devam ediyorum, bu evden gidebileceğim günün hayaliyle yaşıyorum. Gitmeyi düşünmek ve gitmek çok acı… Geri dönmek, daha da acı. Bunu bir gün tamamen atlatabilecek miyim, bilmiyorum. Umarım atlatabilirim. Hayatımı cehenneme çeviriyorum, dolayısıyla seninkini de. Keşke beni aldatmasaydın ve keşke: hayatıma hiç girmeseydin.”

Bir dargın, bir barışık zaman geçecek.
Gel zaman…
Git zaman…

~

Meslekleri gereği farklı şehirleri ziyaret etmeleri gerekiyor. Biri işi gereği şehir dışına gidiyor, diğeri keyfi gereği. Evleri boş kalıyor bir süre…
Sonra biri, yaşadıkları şehre geri dönüyor, yolda telefonu çalıyor. Melodi aynı melodi, telefon aynı telefon olsun. Acı bir haber geleceği zaman bir başka çalıyor o telefon. Kefilim buna. Birinin telefonu çalıyor, yaşadıkları şehre dönüyor o sıra, birkaç saatlik yolu kalmış, telefondaki herkes diğerinin sağlık durumunu soruyor.
Biri diğerine dargın, kırgın, ihanete uğramış.
Biri diğeriyle yola devam edip etmeyeceğini bilmiyor, bir yolun sonunda haber alıyor, diğeri bir trafik kazası geçirmiş, aramızdan her an – ayrılabilir.
” Dünya durdu” diye anlatıyor. Daha fazla tanımlayabilseydi, acısına inanmazdım. Dünya durdu, en doğrusu bu.
” Apar topar, bulduğum ilk uçakla, uçak korkuma rağmen bulunduğu şehre gittim.” diyor.
Bedeniyle var olabilecek, bedeni sağlıklı olduğu sürece mesleğini gerçekleştirebilecek, vücudunun o bölgesine her şeyden daha çok ihtiyacı olan iki insan düşünün. Biri diğerine gidiyor, diğeri ise korkarım başka bir dünyaya…

Telefonlar susmuyor, her arayan daha da kötü bir haber veriyor.
” Belinden aşağısı tutmuyor. “

İkisi de, vücutlarıyla var olabilir. Hepimiz gibi. İkisi de, meslekleri gereği bizden biraz daha fazla.
Kaza gerçekleştiği günün gecesinde, hiç tanımadığı bir kadının evinde kalıyor.

“Ben o şehri bilmem, hiç kimseyi tanımam. Bir kadın bana kalacak yerin var mı? diye sordu ve yok dedim. Nasıl oldu ve kabul edip gittim, hatırlamıyorum.” diyor.

Günlüğünden okuduğum kadarıla o gece, kaleminden şunlar dökülüyor:

Şimdi ben, senin hayaline sarılıyorum, seninle konuşuyorum karşımdaymışsın gibi. Tanımadığım birinin evindeyim, uyuyamıyorum! Uyandığında, sana söyleyeceklerimin planlarını yapıyorum. Cümleler kuruyorum, konuşuyorum, sen yoksun. … Yanındayım, keşke dokunabilsem… Yanımda ol, dokun bana; sana dokunmak dünyanın en güzel hissi. Sen uyurken sarılırsın bazen bana, uykunda, her sarılışında içim cız ederdi. Keşke evimizde olsak ve sarılsan. … Gözlerimin altı mosmor… Ölüyorum sevgilim, canımdan can gidiyor. Kanım çekiliyor sevgilim, uyan.”

~

Hastanede günlerce, gecelerce bekliyor.
Ameliyat üstüne ameliyat yapılıyor. Gencecikler, pırıl pırıllar.
” Yürümesi, hareket kabiliyeti, mesane kontrolü ve hayalleri… ” askıya alınıyor.
Diğeri, onun hep yanında. Hep diyorum, tüm insani ihtiyaçlarında.
Biri, vücudunun yarısını hissetmiyor, iyileşeceği söyleniyor, biraz inanıp biraz inanmıyor. İnsanın omurgasına kodlu hayat ağacı bölgesinde üç fonksiyon yer alır: “Dolaşım, solunum ve boşaltım.”

~

Biri, yaşananlar ve aldığı darbe gereği boşaltımını gerçekleştiremiyor, hissetmiyor, bilmiyor. Bir başkasının yardımına ihtiyacı var. Diğeri yetişiyor, soğuk kanlılıkla, büyük bir merhamet ve vefa ile…
Ebeveynlerine yapabileceği en büyük yardımı yapıyor o günlerde… Tüm ihtiyaçları ile ilgileniyor, destek oluyor, geçmişi unutuyor. Ve asla tiksinmiyor.

~

Günler geçiyor, hastane değişiyor, şehir değişiyor, iyileşme gözlemlenmiyor.
Diğeri hep yanında,vefa ve büyük bir merhamet ile…
Derken, fark ediyor ki ne kadar destek olsa da, diğerinin karşı cinse olan ilgisi bir türlü bitmiyor. Başka insanlarla mesajlaşıyor, konuşuyor, sohbet ediyor… ” Sakin olmayı tercih ettim, çok rahatsızdım ama sakin olmayı tercih ettim. Ona daha da zorluk çıkarmak istemedim…” diyor. Bu durum bir müddet devam ediyor.

~

Biri, başka insanların yardımına muhtaç hale geliyor, diğeri orada ve hazır. Yaşadığı travmayı, hayal kırıklıklarını, kırgınlarını, inkarı ve isyanı yazabilecek kadar iyi bir kalemim olduğunu sanmıyorum. Ve o birinin doğum günü yaklaştığında, yaşadıkları şehirden bambaşka bir şehirde, yön ve iz bilmedikleri bir şehirde, insanını tanımadıkları bir şehirde ne yapıp edip, iki alyans alıp geliyor diğeri.
Doğum günü hediyesi bu oluyor.
” Seninle varım.” diyor. Alyansları takıyorlar.
“Doğru olanı yapmışsın…” diyorum, “ Birini sevebilmen için, onun varlığından başka hiçbir şey gerekmiyor.”

~

Alyansları takıyorlar.
Dakikalar geçiyor.
Saatler geçiyor.
Günler geçiyor.
Birinin fikri değişiyor: Alyansı istemiyor ve reddediyor.

Hastanedeki tedavi süreci boyunca aynı yatağı paylaşıp, bir an bile ayrılmıyorlar. Biri, karşı cins ile konuşmaya devam ediyor, diğerinin ihanet yarası her geçen gün kanıyor ve vefa içinde ona yardım ediyor. “Rahatsız olduğumu ve bu duruma daha fazla katlanamayacağımı defalarca kez söyledim, sonra biraz daha sabretmeyi denedim.” diyor.

~

Büyük bir sabır ile yardımcı olmaya devam ediyor. Tüm insani ve ruhsal ihtiyaçlarında.
Durum hakkında hiç konuşmuyor, her şey yoluna girecekmiş, birkaç ay içerisinde hareket edebilecek ve mesleğine dönecekmiş gibi konuşuyor, o da nadiren. Kendi de kilo kaybediyor, yok oluyor.
Yaşadığı psikolojik travmayı, korkuları, kırgınlıkları ve geleceğe olan inancını yitirmesini göz önünde bulunduruyorum. Ne hissedip, ne düşündüğünü bilmiyorum ama birisi ayrılık kararı veriyor. Diğeri, ömrünü ona adamaya razı.

Ayrılık çıkageliyor. Bir taraf her şeye rağmen hazır ve geleceğe iki kişi bakıyor, diğer taraf karşı cins ile görüşmeye devam ediyor.

Günlüğünde şöyle bir not var: ” Beni artık sevgilisi olarak görmediğini söyledi ve benden ayrıldı. Hasta psikolojisi, hayatına devam et diye yapmıştır diyorlar ama değil, o adamı ben tanıyorum, o kadar ince düşünmeyeceğini ben biliyorum. Ben her şeyi göze alıp, her şeyimi bırakıp gittim. Onun hayatı dolaylı yolda bitti ama ben kendi hayatımı bitirdim. Sonuç olarak, hayatımı verdiğim, hayatımı adadığım adam beni artık sevgilisi olarak görmediği için hayatından çıkardı beni. Beni kendisinden kurtardığı için teşekkür ediyorum zira çok yoruldum. Ve fiziken değil. Yirmi iki yaşında, yorgun bir kadınım. Selam olsun. “

~

Ayrılık çıkageliyor. Günler geçiyor, fazla değil.
” Sosyal medyada bir fotoğraf gördüm” diyor, “… yeni bir sevgilisi var ama sorun yok, ben her şeyi, aylarca başında beklemeyi beklentisizce, karşılık istemeden yaptım. “

~

Etrafında, onunla yeterince ilgilenecek insan olmamasından endişe duyuyor, bu yüzden tüm ömrünü paylaşmaya hazır.
” O fotoğraf sonuncu damlaydı. “ diyor.
Tüm bu olaylar yaşanıp, sindirildikten sonra defalarca kez karşılaşmışlar.
” İçim hep kanadı, o tekerlekli sandalyede. Ben ikimiz için yürüyebilirdim, ikimizi yürütebilirdim… ” diyor.
” Onun olmadığı artık olamayacağı bir yerde mesleğime nasıl sarılacağım?” diyor. ” Onun hayalleri yarım kalmışken, ben nasıl tutunacağım?”
Susuyorum.
” Biz uyurken, kavgalı olsak bile ayaklarımız birbirine değerdi, şimdi ayaklarımı hissetmiyor. Olsun. Yanında kalmak istiyorum, her şeyi kabul ediyorum ve yanında kalmak istiyorum” diyor.
Susuyorum.
Günlüğündeki en güncel cümle, bunun bile üstünden aylar geçmiş olmasına rağmen en güncel cümle şu:

” Sevgilim, özlüyorum. Seni ne zaman uyurken hayal etsem, affediyorum.”

~

Bu hikayenin sonu geldi mi, gelmedi mi bilinmez.
Bazı aşklara “son” fazla gelir, hep üç noktayla hatırlanır.
Biri haklı biri haksız demiyorum, ama bazı aşklara “son” fazla gelir.
Karşıma geçip, hikayesini anlatan bu kızın adından başka bir şey bilmiyorum ama hikayede eksik olan şeyin ne olduğunu iyi biliyorum.

~

Sigara üstüne sigara yakarken, olayların sırasını hatırlayamayışını seyrediyorum. Görüntü yok, anı yok, geçmişten gelen bir his yok. Yaşanıldığını hatırlıyor ancak ezbere konuşuyor. Ben, karşımda oturan bu kızı hiç tanımıyorum. Hikayesini anlatmak istedi ve dinledim.

Bana neden güvendiği, hiç tanımadığı halde sokakta tanıştığı birine neden güvendiği hakkında hiçbir fikrim yok. Büyük aşkların varlığına inanırım.
İyi bir aşk hikayesinin, iyi bir ilişkiden daha güçlü olduğuna inanırım, hissetmiş olmalı.

Olduğum yere gelip, gözlerime baka baka, büyük bir güvenle karşıma geçip hikayesini anlatan bu kızın adından başka bir şey bilmiyorum.

Bana düşen şimdi, yazının en başına dönüp, dünya adına merhameti için, teşekkür etmek.

M.
vintage_typewriter_avatar_by_kezzi_rose-d7efq5r

5 thoughts on “Ask bedensizdir

Benimle fikrini paylaş