En çok kendini sev, çünkü bu iyiliğini hiç unutmaz.

Ne zaman fark ettim biliyor musun? Elim sürekli alnıma gittiğinde.
İstemsiz olarak vücut içinde kalanları, kıyıda köşede sakladıklarını başka bir dilde ele veriyor.
Alnımı ovuyormuşum bastırarak, sanki kan dolaşmıyor. Başımın orta yerinde her şey birikmiş, kördüğüm olmuş. Aklımdan çok şey geçtiğini bilip, ayrıştıramıyorum. Saçma sapan bir durum.

Frenleri olmayan bir bisikletin tepesinde olmak gibi…

Akıl işlemeye devam ettiği sürece gidiyorum…

Gidiyorum da nereye? Ne zamana kadar?
*
Bir eylül günü, hiç kalkmadan 6 saat aynı bankta oturduğumu hatırlıyorum, o gün hayatım değişti. O gün kendimi iyileştirmeye karar verdim, 24 yaşındaydım. Yaz tatilimi geçirdiğim şahane bir yer var. Keşfedilmemiş ve hiçbir zaman keşfedilememesini umduğum bir köşesi Çeşme’nin.Orada, deniz ayaklarımı ıslatırken saatlerce oturdum. Çok iyi hatırlıyorum, döndür çevir aynı şarkı çalıyordu, oluyor mu sana da?
*
Biliyorum, başımı ellerimin arasına alsam derdim olduğu anlamına geliyor. Uzun uzun düşünsem mesela dalıp, halının desenine saatlerce baksam… Yine bir derdim var demek… Bu başka… Alnımı ovuyorum; bir ucundan bir ucuna akıp giden bir şeyler var ama anlayamıyorum, hızlansınlar, netleşsinler istiyorum.
Benim sınavım şöyle başladı:

Çok yolunda… Normal ve üstünde seyreden başarılı, sakin, huzurlu bir hayat… Düzeni kurulmuş ve yolunda seyreden bir hayat en fazla ne kadar ters kepçe gelebilirse, o kadar geldi kısa zaman içinde. Güzel patladı. Baya iyi patladı hem. Yalnız, şahane patladı!

Toparlamak bana düştü:


“Çünkü bir sorunu onu yaratan akıldan başkası çözemez!”

Öyle bir dönemdi ki, bir şey düşünebiliyor muydum emin değildim. Vücudum tepki veriyordu, grip bile olmazken ciddi bir halsizlik ve iştahsızlıkla yüzleşmeye başladım. Baktım ki, tahammülüm kemiriliyor, aklım sürekli başka sorunlara bölünüyor ve asıl sorumluluklarım aksıyor. Saatlerce bilgisayar başında oturup işe yarar birkaç sayfa yazamıyorum, okulum uzuyor; kafam yerinde değil, mesai saatinde verimli olamıyorum. Her şeyden bir bir elimi ayağımı çektim. Çünkü omzumda onlarca sorumluluk vardı, hepsini aynı anda yapmaya çalışınca temelli bocalıyordum, askıya almak gerekti. 
Hayatımdaki tüm kangrenlerden kurtulmanın verdiği tarifsiz huzur ve yeni düzene alışma sorunu bir arada yaşandı o dönem. Beden sağlığım uyarıyordu, söylemiştim 24 yaşındaydım ve kendimi iyileştirmeyi öğrendim. Her şeyin karmaşık hale geldiği dönemde insan sadece bedenini dinlemeli. Mide ağrıların hazmedemediğin bir şey, ayak bileklerindeki kramplar gitmek istemediğin, gidince huzursuz olduğun yerler olduğu anlamına geliyor. Mesela birinin yanına gidiyorsunuz sürekli, sevgiliniz olabilir, ailenizden biri ya da belki geçimsiz bir iş arkadaşınız… Daima problem çıkartıyor ve sonunda vücut oraya gitmek istemiyor.
İşaret veriyor!
Araştırabilirsin dilersen, bu bilimsel bir gerçek.
Kimisi canı sıkkın olduğunda kalabalıklarda insanlara çarparak yürümeyi sever, tanıyorum öyle birini, şuan bu yazıyı yazıyor! Tanıdığınız ya da tanımadığınız bir insanla paralel yürümemek için çaba gösteriyorsanız o an düşündüğünüz ya da konuştuğunuz şeyden hiç memnun olmadığınızın göstergesiymiş. Çocukluğumdan beri yapardım-habersizce!

Bir dinlesen, vücudun neler anlatıyor!

Öyle yaptım!

Konsantre olamadığımdan, işimdeki başarım düşmeye başlamıştı, potansiyelimin altında olmak ve kafayı hiçbir şekilde toparlayamamak kısır döngüye dönüştü, istifa ettim. Bu dönemde öyle iyileştim ki, şimdi gireceğim işte elimden uçan kaçan kurtulamayacak biliyorum, tüm çakralarım açık ve zihnim ter-te-miz.
Araba bozulduğunda iktirerek ilerletmek ya da biraz bekleyip, tamir edip, hızlıca hareket etmek gibi. Hayatımı iktirmeyi reddettim ve kendime birkaç aylık tamir süresi verdim.

Kangrenli bir hayat istemiyorum.

Alkışlarla dolu bir hayatta istemiyorum.

İnanılmaz hırslarımda yok.

Kendimi iyileştirdiğim o haftalardan bu yana, reflü krizi geçirmiyorum. Çünkü midem rahat, hazmedemediği her şeyi itiraf edip rahatladım. Hiç sevmediğim bir insanı affettim, kendim için… Affedemediğiniz, özür dilemediğiniz ya da pişman olduğunuzu itiraf edemediğiniz her ne varsa midenize vuruyor.

Hiç küfür etmeden, terbiyemi hiç bozmadan yıllardır içimde tuttuğum nefreti ve kızgınlığı dile getirdim mesela, iyileşmek için. Çocukluk arkadaşımdan yıllar önce yediğim bir kazık var. Olan bitenden ailem ve arkadaşlarım haberdar değil. Sineye çektim sanıyordum ama çekmemişim. Bu süreçte fark ettim. Bununla yaşamak beni rahatsız ediyordu. Gönül rahatlığıyla söyledim her şeyi, bana yapılan kötülüğü hiç unutmadığımı ve hakkımı helal etmediğimi… Ama onu affettiğimi!

Konuşmam bittiğinde uzayda yürümeye başladım!

Öyle bir rahatlık… öyle bir hoşluk!

Niye kendimi yemişim bunca yıl?

Benim ayıbım olmuş, bir daha tekrarlamayacağım.
*
Ayaklarım sürekli dert anlatan ve negatiflik saçan insanların yanına gitmeyi reddetti mesela.
Eskiden duyduğum her şeyi kendime dert ederdim.

Şimdi etmiyorum, elimden ne geliyorsa yardım ediyorum; ancak hayati durum değilse kendimi paralamıyorum.
İstersen bencillik de, istersen olması gereken.
Seni duymayacağım. Ben kendimi iyileştirmeyi öğrendim, o günden beri hayatım çok güzel.
*
Vücut kendini ele veriyor.
En ciddi şikâyetlerini bir düşün. Bulacaksın çözümü.
Kime ve neye kızdıysan söylemen gerekiyor, içine atınca hasta oluyorsun. Gerek var mı?
Sende 500 can varsa, devam edebilirsin.
Benimki bir tane ve onu kaybetmeye henüz niyetim yok.

Bunun üstünde defalarca kez yazacağım.
Kırılmasın, gücenmesin diye bir başkasının her isteğini yerine getirmeyi reddediyorum.

Bomboş sorunları olan insanların benden iki kol mesafesi uzak kalmasını istiyorum.
*
Kendime vakit ayırıyorum.

Tek başıma kalmayı seviyorum.

Bedenimi seviyorum ve ona daha iyi bakıyorum.

Bana genç yaşta verdiği uyarı için minnettarım, kendimi iyileştirmeyi öğrendim.

Deneyin ne olur! Deneyin, hayat harika oluyor; kafa elyaf gibi oluyor!
*
Yeni bir canlı çiçek, bol dua ve kendinize duyduğunuz inanç…
Tertemiz ve sağlıklı bir vücut… Tertemiz ve sağlıklı bir beyin..
25 yaşındaydım ve birkaç hafta içinde yaşadığım değişime ben bile inanamıyorum.
Duygularımı; aklımı göz ardı etmeden yaşamayı öğrendim, bir ara duygularım beni öylesine kontrol ediyordu ki bütün ilkelerim sarsıldı.

Gerek var mı şimdi? Hayır yok. Hayır değmez.
*
İyi ki dinledim kendimi ve duydum vücudum ne demek istiyor.
İlk olarak elimi hep alnıma götürdüğümde fark etmiştim, şimdi bu hareketle sadece fondöten sürüyorum.
Şahaneyim! Akıl fikir, ter-te-miz.
İyi ki herkesten önce kendimi seviyorum.
*
Bencil mi diyecekler? Zaten kendi hayatını başkalarına adadığında da söyleyecek bir şey buluyorlar.
Asla yetmiyor insanlara, hep memnuniyetsizler. Yaranamayacaksın, istersen dene.
Lütfen önce kendini sev olur mu? Sen iyi olmazsan kimseye fayda sağlayamazsın,
Uçaktaki oksijen maskesi bile Önce Kendine!

Önce kendini sev olur mu?

Vücudun asla nankörlük etmez ona iyi bakarsan.
“En çok kendini sev, çünkü bu iyiliğini hiç unutmaz.”

 

5 thoughts on “En çok kendini sev, çünkü bu iyiliğini hiç unutmaz.

    • Her kucucuk seyde psikologa basvurmak bence pek akillica degil. Allah esirgesin, daha buyuk travmalar var. Her basin agridiginda ilaca sarilmak gibi… bir yerden sonra hic ise yaramayacak. Insanin gucu kendine yeter diye dusunuyorum. Sevgiler

  1. Tam da bu yazıyı destekleyen bir şarkı. Hun’un ‘ Kendini Sev’ şarkısı, tıpkı bu metindeki gibi insanın kendini sevmesinin ne kadar önemli olduğunu dile getiriyor.

    Sizin yazınızı destekleyen bir şarkı.

    Felsefenizle uyan bir şarkı.

  2. Müthişsin. Resmen motive oldum yaa
    Öyle kırgınlıklar varki bende de. Ve maalesef konuşsam bile ise yaramadı
    Affedince de kendime haksızlık yaptığımı düşünüp durdum
    Öyle işte. Sen bunu başarmışsın. Ve bu beni mutlu etti.

Benimle fikrini paylaş