Haladan yegenine …

haladan yegenine … Hiç tanışmadığın ama körkütük aşık olduğun birine mektup yazmak gibi bu. Deli işi dersen, inanırım ama böyle söyleyip kalbimi kırma. Seninle tanışmaya geldim.
~
Dünyaya geleceğini duyduğum günü hatırlıyorum. İtiraf edeyim mi? Hiç heyecanlanmadım.
Çok üzgünüm ama sevinmedim de.
Uzun süre sahilde oturduğumu hatırlıyorum, uzun süre hiçbir şey hissedemedim.
Dedim ya, önce annen çıktı geldi, sonra da sen çıktın başıma.
Bu adamı üçümüz, nasıl paylaşacağız?
~
Sonra zaman geçti.
Biliyor musun? Hayatımın en karışık evresinde aldım haberini, duyduktan sonra bütün düğümler çözülmeye başladı.
Mucizelere inanmam.
Sana da öğreteceğim bunu. Güçlü ve çok güçlü olacaksın hep.
Bu kadar delinin bir arada olduğu bir ailede nasıl aklı selim kalacaksan, kalacaksın.
Hala, tüyoları verecek. Herkesi idare etmeyi öğreneceksin.
Ne diyordum? Mucizeler.

Nasıl oldu bilmiyorum, “hala” oluşumu tebrik eden telefonlar almaya başladım.
Heyecanlıydım diyemem, dedim ya ilk başlarda hiçbir şey hissetmedim.

Ne zamana kadar biliyor musun?
Seni rüyamda görene kadar.

Demiştim, o zaman çok düğümlenmişti her şey.
Çok dua edip uyuyordum, çok.
Bir yerden yukarıya ulaştığını hissediyordum ama seni görmeyi beklemiyordum hiç.
O zamanlar küçücüksün.
Sana “Pirinç Çevik” diyorduk. Herkes erkek olacağını düşünüyordu.
Ben seni gördüm. Bak buraya da yazacağım, doğduğunda aynı öyle olacaksın.
Benimle tanışmaya geldin o gece, biliyorum.
Ertesi sabah güne bambaşka biri olarak uyandım.

“Hala”.

Söylemeye başladım, bu bebek kız olacak diye.
İnanır mısın? Kendimden başka kimse inanmıyordu.
Sana bunu da öğreteceğim. En çok kendine inan.
Bir tek sen olsan bile, yine de sadece kendine inan.
Nasıl morardı herkes doktorun “halaya benzeyecek” dediğini duyunca. (Sana bunu da öğreteceğim.)
~
O gün kontrole birlikte gittik.
“Gidelim ve bir kızınız olacağını öğrenin” diyordum, yine inanmıyorlardı.
Doktorun teyitledi. Sanki ona fikrini soran olmuş muydu?
Hayır.
İkimiz zaten tanışmıştık, ama bu ikimizin arasındaydı.
O da yavrum Hipokrat falan, napsın.
~
Sonra günler yorucu olmaya başladı. Anneni ve babanı üzmeye başladın.
Bence bir mahsuru yoktu, “kız bebek halaya çeker” en büyük moral kaynağım oldu.
“Baştan zorluyor!” diye düşündüm hep. Dedim ya, anne biraz üzüldü ve yoruldu ama bence her şey yolundaydı.
Her defasında seni gördüğüm hali anlatmaya başladım.
Bir kere cılız bir bebek değilsin ama çok kilolu da değilsin.
Üst dudağın daha ince, alt dudağında hala seni daha güzel yiyebilsin diye köfte olacak.
Gözlerin iri ve siyah. Saçların çok değil.
Kokun cennet.
Ellerin huzurlu, parmakların yaprak sarması.
Kalbin serçe.
Tenin, tomurcuk çiçek.


Bahar bebeğim.
~
Yazarken, ara ara gözüme rimel kaçabiliyor. Yıl 2015, burada hâlâ daha öğrenemediler rimel yapmayı biliyor musun? İnsanın gözünden yaş geliyor. Saçmalık.
~
Derken küçük prenses, oldun beş aylık.
Bizim çocukluğumuzda Street Fighter oyunu vardı. Zekiler zekisi baban ve ben, onun gerçeğini oynardık.
Baban Ryu olurdu, ben Chun–li.
Chun-li en güçlü kadındı oradaki, sürekli tekme atıyordu. Tıpkı senin gibi.
Sonra ben senin adını, Pirinç Çevik’ten Chun-li Çevik’e terfi ettirdim.

~
Chun-Li Çevik.
Seninle soyadımı paylaşacağım.
İstersen büyüyünce birlikte jelibonda yeriz. Babana vermezdim çocukken ama belki seninle kırışırız, bilmiyorum. Bana nasıl “hala” dediğine bağlı.
Sahi, bana nasıl “hala” diyeceksin?
Sesin nasıl olacak?
Kız çocuk halaya benzer diyorlar, seni böyle bir yükün altına sokmalımıyım bilmiyorum.
Ama inan ki, bu motivasyon bir ömre bedel.

~
Tekmelerini hissetmeye başladıkça, aramızdaki bağın kuvvetlendiğini düşünüyorum.
Annenin göbeğinden bir türlü gitmeyen ve seni rahatsız eden o soğuk eller benimdi.
Üzgünüm.
Ellerim hep soğuk.
Ellerimi ısıtan biri henüz yok. O konu da derin zaten, biraz büyüdüğünde biberonlarımızı tokuşturup, dertleşiriz.
Bu dünya için fazla kusursuz olmalıyız diye düşünüyorum, sen ne dersin matruşka Merve?
~
İçeride hayat nasıl?
O küçücük göbeğe şimdi sığabiliyorken, bu şehre bu dünyaya sığamayacaksın biliyor musun?
Ama seni her şeyden koruyacağım.
Her şeyi öğreteceğim.
Sana kitaplar okuyup, sihirler yapacağım.
İstersen uçabiliriz bile, benim boyum çok uzun. Seni uçurabilirim.
Eğer sarılırsan.
Bana sarılacağın günü iple çekiyorum.
Bana nasıl sarılacaksın?

~
Kötü rimel üretiminden bahsetmiş miydim?
~
Derken, büyüdün.
Aylar geçti, doğumun yaklaşıyor.
Tekmeler kuvvetli.
Geçen akşam, yine kötü rimellerden olacak, yaklaşık 3-4 saat babanın sesini duyunca attığın tekmeler karşısında kötü rimellerimle savaştım, ağladım diyemeyeceğim. Bu bir kötü rimel savaşıydı.
Karşı koltukta oturuyordum Chun-Li, tekmelerini oradan gördüm.
~
Anne ve babanı çok sev.
Annen benim kız kardeşim.
Babanı nasıl paylaşırız bilmiyorum.
Doğacağın güne, milyonlarca dua ettim biliyor musun?
Ailemize geleceğin güne…
Seninle soyadımı paylaşacağım, sana hep güç verecek.
Öyle sevgi dolu bir aileye geleceksin ki, öyle güvenli ki burası…
Biraz kalabalık…
Ama düşünsene, yer çekimsiz ortam gibi…
Ayağın yere hiç basmıyor hep birinin omzundasın.
İnsanlar uzaya gidiyor sen bu aileye geliyorsun, bence güzel seçim.

~
Ara sıra seni, annenin karnından söküp alasım geliyor.
Seni avuçlarımda büyütmeyi çok diledim.
Ellerim o kadar şifalı değil, gücüm yetmez.
En çok seni bekledim biliyor musun?
Burada günler ikiye katlandı, zaman geçmiyor.
Milyonlarca hayal kurup, unutuyorum. Birlikte yeniden büyüyeceğiz.
Hala’ya benzeyecek misin sahi?
Delirebilir miyim?

Rimel.

Dünya şuan nasıl bir yer bilmiyorum ama her nasılsa, onu senin için daha da güzelleştireceğim.
İstediğin her şeye değil, senin için faydalı olan şeylere sahip olacaksın.
İyi bir eğitimin olacak, ahlaklı yetişeceksin.
Dedeni ve babanı idare etmeyi öğreteceğim sana.
Baban, sol boynundan öpünce sakinleşiyor. Bence oraya kusabilirsin bile.
~
Adını, benim adıma yakın olduğu için ayrıca sevdim.
Seni omzumuzdan düşürmeyeceğiz, ardında ve yanında hep kocaman bir ailen olacak.
Güçlü bir kız olacaksın.
Bu sana üçüncü mektubum.
Dördüncüde doğmuş olmanı ve Aziz ile tanışmanı diliyorum.
Onu, büyüdüğünde sana vereceğim.
Sana sevgimden, sabrımdan, iyi alışkanlıklarımdan, merhametli olabilmekten, daktilomdan ve canımdan başka verebileceğim neyim var bilmiyorum.
Kolalı jelibonların diyeceksin?
Sıkı bir pazarlık, tamam onları da kırışırız.
Ama şimdilik söz vermiyorum.

~
Sen, sağlıkla gel. Şanslı ve hayırlı bir ömrün olsun.
Bütün dualarım senin için.
Nasıl oldu bilmiyorum, ben babanı paylaşmayacaktım.
Önce annen çıktı geldi, sonra da sen çıktın başıma.
Sen, benim canımın canı.
En küçük yanım.
En savunmasızım, en kıymetlim.
Nasıl heyecanlı kalbim, nasıl pır pır…
Seni avuçlarımda, kalbimin tam üstünde, sarılıp hiç bırakmayarak büyütmeyi çok istiyorum.
Bencilce diyeceksin.
Bence bir mahsuru yok.

~

Hoş geldin

“Melek.”
Bana ne zaman “hala” diyeceksin?

2 thoughts on “Haladan yegenine …

  1. Bu mesaji anne karnında ki meleklere yazdiriyorum. Henuz okumam yazmam yok, ama yardimci melekler beni ne kadar buyuk bir heycanla beklediginizi anlatti. Buralarda isler biraz karisik, biraz daha zamana ihtiyacim var. Hepimizi cok merak ediyorum. Kendinize iyi bakin, baska bebeklere dokunmayin. Benim canim aciyor.

Benimle fikrini paylaş