pismanlik duyuyor musun ?

pismanlik duyuyor musun… Bu haberi okuyalı yıllar oldu.
~
Bugün başımdan geçen bir olay yeniden anımsamama yardımcı oldu diyebilirim.
Bir arkadaşımı cesaretlendirmek zorundaydım ve o an aklıma geldi.
Dedemin bir lafı vardı, “Ömür 500 yıl değil.”
Hayatımın her evresinde düşünürüm ve asla unutmam bu sözünü.
Bir gün bir kitap yazacağım, ilk cümlesi bu olacak.

~
Yarının garantisi yok ama hiç bitmeyecekmiş gibi de yaşamak gerek!
Nasıl yapalım?
Nasıl yapalım biliyor musunuz?
Bugün bitecekmiş ve hiç bitmeyecekmiş gibi yapalım.
Açık hesap bırakmayalım arkamızda, mümkün değil biliyorum, “keşke” diye neredeyse hiç söylemesek keşke, ama zor.
Zor olacaksa, bari “Keşke” demeyi en aza indirelim istiyorum.

~
Ben hayatımdaki yarım hesapları kapatmaya, 24 yaşında başladım.
Kafa oluyor elyaf… Kafa oluyor bir pasta kreması… Efil efil.
Hiç pişmanlık duymamak mümkün değil ama o içimize attığımız duyguları, kızgınlıkları ve kırgınlıkları çözümlemek mümkün. En azından topu karşı tarafa atıp, hesabı kapatmak güzel.

~
Okuduğum haberde, müthiş bir yaşanılmış öyküler bütünü yer alıyor.
Bronnie Ware, bir klinikte, ölmek üzere olan hastaların son evrelerine refakatçilik eden bir hemşire.
Palyatif bakım hemşiresi olan Ware, 8 yıl boyunca İngiltere’de çalışmış.

Ölüm döşeğinde olan insanların son sohbet ettiği kişi olmuş, haliyle hayatın son evresinde yoğunluk gösteren duygu ve düşünceleri dinlemiş. Ortak olan çok şey varmış:

Birinciliği “pişmanlık” kapmış ne yazık ki.

” “The Top Five Regrets of Dying “ adında bir kitabı var.

Top-5-Regrets

Buyurunuz, ölüm döşeğinde olan insanların bahsettiği 5 pişmanlık duygusu:

1. ” Kendi hayatımı yaşamaya cesaretim olsun isterdim! “

Hayatının son günlerinde olduğunu fark eden birçok insan, yarım kalan ya da hiç adım atılmamış onlarca hayali olduğunu fark ediyormuş. Ölmek üzere olanların çoğu, hayallerinin yarısını bile gerçekleştirememiş ve bunun sorumlusu olarak kendilerini görüyormuş. Bu pişmanlıkla en başta da kendilerini affetmiyorlar tabii ki. Her biri, farklı bir sebepten, hayallerindeki hayatlar yerine bir başkasını mutlu edecek ya da bir başkasının ondan beklediği hayatı yaşamış ve pişman olmuşlar.

2. ” Arkadaşlarıma daha fazla zaman ayırmalıydım!”

Hastaların çoğunluğu, sahip oldukları arkadaşlarına yeterince vakit ayıramadığını düşünüyormuş. Temposu yüksek, yoğun ve yorgun bir hayat sürdükleri için daima arkadaşlarını ihmal etmişler, zamanla bir çoğu ile görüşmeyi kesmiş ve iletişimlerini kaybetmişler. Ölmek üzere olan hastaların tamamı, eski arkadaşlarını görmeyi dilemiş. Gözlerim doluyor.

3. Keşke o kadar çok çalışmasaydım!

Hemşirenin analiz ettiği birçok ortak nokta olmuş hastalarına dair. Örneğin, ölmek üzere olan erkek hastaların bir çoğu, çocuklarıyla ve onların büyüme evreleriyle yeterince ilgilenemediği ve sürekli çalışmak zorunda oldukları için kendini af edemiyormuş. Erkeklerin tamamı, iş hayatlarına çok vakit harcadıkları; eşlerini ve çocuklarını çok ihmal ettikleri için pişmanlık duyuyormuş.

4. “Keşke daha mutlu olmama izin verseydim”

İnsanlar, hayatlarının son evresinde mutlu olup, olmamanın kişisel bir tercih olduğunu ve asla kadere bağlı olmadığının bilincine varıyormuş. İşin kötüsü de, birçoğunun hayatı boyunca ne ile mutlu olduğunu keşfetmek yerine alışılagelmiş her şeyi sürdürmeye devam ettiği ve kendini yeterince önemsemediği! İnsanlar “değişmek” ten korkuyor ve kendini mevcut olanla mutlu etmeye çalışıyor, ya da mutlu olmuyor ama kendsine ve etrafındakilere böyle aksediyor diyelim. Korkunç bir hayat bu!

5. Duygularımı ifade etme cesareti gösterseydim!

Benim en hassas noktam!
En büyük korkum!
Ardımda “Acaba..?” lı bir hesap bırakmaktan korkuyorum.
Bugün, kadın erkek ilişkilerinde bu durum çok farklı yorumlanıyor ve asla kabul etmiyorum.

Hemşire Bronnie’nin fark ettikleri arasında bu da varmış: “Bastırılmış – söylenmemiş duygular.”
Ortamın mevcut havasını bozmamak için dile getirilmemiş birçok duygu, yıllar sonra ölüm döşeğinde pişmanlık olarak yeniden çıkagelmiş. Hastaların savaştıkları birçok hastalığın ise içlerine attıkları hislerden kaynaklandığını düşünüyor.

Yaşanmışı var: Bugünü şifalandırmak için geçmişle bütün hesapları kapatmak gerek.
Yaşı küçük olsa da, bu evreyi atlatmış bir kız yazıyor bunu.

Sevdiğini söylemek çok güzel bir huy!

Hiçbirimizin hayatı tüm bunlardan ders alacak, öğrenilmişi bir kez daha öğrenilecek kadar uzun olmayacak.
Benim hayatımın en önemli yazılarından biri,
Sizlere de rehber olmasını dilerim.

Sevgiler,
Merve

Daktilo

Benimle fikrini paylaş